Songün Gazetesi | 32 Yıldır Haber Veriyoruz

“Singapur mucizesi”

Dünyadaki az sayıdaki şehir devletlerinden biri olan ve 1965 yılında bağımsızlığına kavuşan Singapur’un tarihi, kuşkusuz Lee Kuan Yew olmadan asla yazılamayacaktır.

“Singapur mucizesi”
47 views
09 Ekim 2020 - 18:06

Asya kıtasının en gelişmiş ülkelerinden kabul edilen Singapur’un, “Singapur mucizesi” olarak adlandırılan ekonomik kalkınmasının mimarı olarak gösterilen ve 31 yıl (1959-1990) süreyle bu ülkede Başbakanlık yapan Lee Kuan Yew, 23 Mart 2015 tarihinde 91 yaşında hayata veda etmiştir. Bu yazıda, birkaç gün önce 1,5 milyon insanın katıldığı görkemli bir cenaze töreni ile toprağa verilen Lee Kuan Yew ve Singapur’un hikayesini sizler için özetleyeceğim.

Dünyadaki az sayıdaki şehir devletlerinden biri olan ve 1965 yılında bağımsızlığına kavuşan Singapur’un tarihi, kuşkusuz Lee Kuan Yew olmadan asla yazılamayacaktır. Zira Singapur’u bağımsızlığına kavuşturan, daha da önemlisi, akılcı ekonomik hamleleriyle bu ülkeyi önemli bir finans merkezi ve deniz ticareti durağı haline getiren Yew’e, Singapurlular çok şey borçludur. Yew sayesinde bugün Singapur, 55.000 doların üzerinde kişi başına düşen gelirle 2013 yılı IMF verilerine göre dünyada 8. sıradadır. Yalnızca 5,5 milyon nüfusu olan ülke, toplam gayrisafi milli hasıla açısından da (GDP) 2013 yılı Birleşmiş Milletler verilerine göre 36. sıradadır. Bu nedenle Yew’in başarısı, dünyada eşi-benzeri olmayan önemli bir deneyimdir ve özel bir ilgiyi hak etmektedir. Nitekim dünya politikalarına yön veren bir isim olan Henry Kissinger bile, Lee Kuan Yew’i 50 yıldır tanıdığı dünya liderleri arasında “kendisine en çok şey öğreten kişi” olarak tanımlamıştır.

Koloni Dönemi (1824-1963):

Singapur’un kurucu babası olarak kabul edilen Lee Kuan Yew, 16 Eylül 1923 tarihinde bu ülkede yaşayan zengin bir Çinli ailenin çocuğu olarak Singapur’da doğmuştur. 1824-1963 yılları arasında Birleşik Krallık’a bağlı bir koloni statüsündeki Singapur’da doğan Yew, kuşkusuz Singapur’u daha o günlerde önemli bir liman kenti haline getiren İngiliz medeniyetinden ve ticari zekasından etkilenmiş ve ilk ve orta öğreniminin ardından Cambridge’de Fitzwilliam Koleji’nde hukuk eğitimi almıştır. 1942-1945 yılları arasındaki Japon işgali nedeniyle geciken üniversite eğitiminin ardından, İngiltere’de avukatlık yapmak yerine ülkesine dönen Yew, İngilizlerin Japonlara karşı Singapur’u koruyamadıklarına şahit olduğu ve bu dönemde birçok kez Japon askerlerinin tacizine ve hakaretlerine maruz kaldığı için, hayatının bundan sonraki bölümünü Singapur’un bağımsızlığına adamıştır İngilizlere kızgınlığı nedeniyle İngilizce “Harry” olan adını da kullanmaktan vazgeçen Yew, hayatı boyunca 4 farklı milli marşı (Koloni döneminde God Save the Queen, Japon işgali döneminde Kimigayo, Malezya ile birleştikleri dönemde Negaraki ve Singapur’un bağımsızlık marşı olan Majulah Singapura) okumak zorunda kalmış, ancak sadece sonuncusunu gerçekten benimsemiştir. Singapur’a dönünce bir hukuk firmasında aylık 500 dolar maaşla işe başlayan Yew, bu dönemde çeşitli öğrenci kulüpleri ve sendikalara da hukuk danışmanlığı yapmıştır. 1951 yılındaki seçimlerde İngiltere yanlısı İlerici Parti (Progressive Party) adayı olan John Laycock adına çalışan genç Lee Kuan, böylelikle ilk siyasi deneyimini de edinmiştir. 1954 yılında İngiltere eğitimli arkadaşlarıyla birlikte sosyalist çizgideki Halkın Hareket Partisi’ni (People’s Action Party) kuran Yew, 1955 seçimlerinde yalnızca 3 sandalye kazanabilmiş, ancak yine de Yew Tanjong Paga temsilcisi olarak meclise girmeyi başarmıştır. Yine bu dönemde Yew, Halkın Hareketi Partisi’nin temsilcisi olarak Londra’daki Singapur’un statüsüyle ilgili görüşmelere katılma fırsatı yakalamıştır. 1959 yılındaki seçimlerde, anti-kolonyalist ve anti-komünist çizgide bir siyaset izleyen Yew, 51 sandalyeden 43’ünü kazanarak büyük bir zafer elde etmiş ve böylelikle Singapur Başbakanı olmuştur.

Malezya Federasyonu Dönemi (1963-1965):

1959 yılında kendi kendini yönetmeye muktedir Singapur’un ilk Başbakanı olan Lee Kuan Yew, bu tarihten itibaren kendisini ekonomik kalkınma ve siyasi bağımsızlık gibi iki temel hedefe odaklamıştır. Ekonomik kalkınma adına şehirleşme, endüstrileşme ve kalkınma planları uygulamaya sokan Yew, siyaseten de Singapur’un bağımsızlığı ve kadınlara yönelik siyasi haklar üzerinde çalışmaktadır. Yew’in çalışmaları neticesinde, 1962 yılı Eylül ayında düzenlenen referandumla (% 70 evet oyu çıkmıştır) Singapur, Malezya ile Malezya Federasyonu şemsiyesi altında birleşmiştir. Ancak bu birleşmenin ülkede Malay-Çinli gerginliklerine neden olması nedeniyle, pragmatik bir devlet adamı olan Yew, Malezya Federasyonu’ndan ayrılmayı tercih etmiş ve bu sayede 1965 yılında bağımsız Singapur Cumhuriyeti kurulmuştur.

Singapur Cumhuriyeti Dönemi (1965-):

Bağımsız Singapur Cumhuriyeti’nin ilk Başbakanı olan Yew, bu tarihten itibaren siyasal tanınma ve ekonomik kalkınma hedeflerini icraya koyulmuştur. Aynı yıl elde edilen Birleşmiş Milletler (BM) üyeliğinin ardından, 1967 yılında Endonezya, Malezya, Filipinler ve Tayland’la birlikte Singapur’u ASEAN’ın kurucusu 5 ülkeden biri yapan Yew, 1973 yılında ilk resmi ziyaretini de Malezya’ya yapmış ve ikili ilişkileri düzeltme yönündeki gayretleriyle dünya kamuoyundan takdir toplamıştır. Bu yıllarda Yew’in kafasında, Singapur’un iki önemli ve stratejik sorununa (doğal kaynaklarının yokluğu ve ülkenin çok sınırlı güvenlik kapasitesi) yönelik geliştirebileceği politikalar şekillenmektedir. Ülkesi için bunu başarmanın çok zor olduğunu fark eden Lee Kuan Yew, bu nedenle yabancı yatırımcıyı Singapur’a çekerek, ülkesini ekonomik açıdan güçlü ve diğer devletler için kıymet ifade eden bir noktaya taşımayı bu sorunlara çare olarak düşünmüştür. Ayrıca İsrail’den de alınan destekle bir Singapur Ordusu’nun kurulması, bu dönemde yapılan önemli hamlelerden birisidir.[17]

Yew’in partisi, muhalefet partisinin yarıştan çekilmesinin ardından, ülkede 1968, 1972, 1976 ve 1980 yıllarındaki seçimleri arka arkaya kazanmış, ancak Yew’in otoriter bazı politikalarına yönelik eleştiriler de daima varolmuştur. Ülkede yolsuzluğu bitirmek için özel bir büro kuran (CPIB) ve sert uygulamalara yönelen Yew, yolsuzluğu bitirmek için üst düzey devlet görevlileri ve özel sektör yöneticilerine yüksek maaş verilmesi uygulamasını devreye sokmuştur. Yine nüfus artışının ülkedeki refah seviyesini düşürmeye ve sosyal sorunlara kaynaklık etmeye başlaması üzerine, “İkide Durun” (Stop at Two) adlı bir kampanya başlatan Yew, bu şekilde ülke nüfusunu kontrol altında tutmayı başarmıştır. Ancak yine bizzat Lee Kuan Yew, 1980’lerde ülkede nüfus azalmaya başlandığında, çok çocuğu teşvik eden yeni bir kampanya başlatmıştır. Zaman zaman ülkedeki insanların evlilik tercihlerinden çocuk sayılarına, sakız çiğnenmesinden sigara içilmesine kadar herşeye karışan bir diktatör görüntüsü veren Yew, yine de ekonomik kalkınma ve siyasi bağımsızlık gibi iki temel hedefine de ulaşmayı başarmış başarılı bir siyasetçi olarak 1990’a kadar Singapur’u yönetmiş ve halkını modernleştirmiş ve zenginleştirmiştir. Bu nedenle Yew’in yarattığı Singapur, üçüncü dünyadan birinci dünya kategorisine geçmiş bir başarı modeli olarak diğer ülkelere sunulmaktadır. Yew’in başarısı Asya’da öyle derin izler bırakmıştır ki; Yew’in anti-komünist görüşleri bilinmesine rağmen, Çin’in efsanevi lideri Deng Xiaoping, Singapur’un başarısından etkilenerek, kendi ülkesinde de liberal reformlara yönelmiştir. Yew, ileride nasıl hatırlanacağı ve değerlendirileceği şeklindeki bir soruya ise, “Son kararı arşivlere giren doktora öğrencileri verecektir” diyerek, sosyal bilimlere duyduğu saygıyı da göstermiştir. Kendisini hiçbir ideolojik akımla ya da makro teoriyle özdeşleştirmeyen Yew, daima pragmatizm yanlısı olduğunu söylemiş ve kendisine “devlet adamı” (statesman) diyenlerin bir psikiyatriste gözükmeleri gerektiğini ifade etmiştir.

Mirası:

Bazılarına göre Singapur’un başarısı “sui generis” (kendine özgü) olsa da, Prashanth Parameswaran’a göre Lee Kuan Yew’in gelecek nesillere 10 önemli mirası bulunmaktadır;

  • İyi kurucu babalar, bir ülkeye çok şey katabilir.
  • Başarılı yönetim için meritokrasi şarttır.
  • Pragmatizm önemli ve genelde başarıya ulaşan bir yöntemdir.
  • Küçük devletler; savaş değil, ancak barış ve ekonomik kalkınma yoluyla dünyada kendilerine önemli bir yer edinebilirler.
  • İnsanların hayatını değiştiren küçük hamleler, ileride yapılacak büyük reformların temelini oluşturabilir.
  • Kalkınma için yabancı yardıma değil, yabancı yatırıma odaklanılmalıdır.
  • Etnik gruplar sisteme entegre edilmeli ve devletin bu yönde enerji israfı önlenmelidir. Nitekim Singapur’da 4 resmi dil vardır: İngilizce, Çince, Malayca ve Tamilce.
  • Ülkenin stratejik ihtiyaçlarına çözüm bulunmalıdır. Singapur açısından bu sorun su kaynakları olmuş ve Lee Kuan Yew döneminde büyük ölçüde çözülmüştür.
  • Popülizm tuzağına düşülmemelidir; zira bu hata, ülkede sosyal devlet inşa etmek adına büyük kaynak israflarına yol açabilir.
  • Ülkeyi yöneten liderler dürüst (yolsuzluğa bulaşmamış) ve açıksözlü olmalıdır.

Lee Kuan Yew’in başarısını analiz eden Graham Allison da şu 5 faktör üzerinde durmuştur;

  • Başarı, ölçülebilir sonuçlara göre değerlendirilmelidir.
  • Üstün performans için, üstün liderlik gereklidir. Bu nedenle demokrasinin aşırı dozda uygulanması, ülke adına zararlı olabilir.
  • Herkese fırsat eşitliği sağlanmalı ve potansiyellerinden tam istifade edilmelidir.
  • Disiplin, demokrasiden daha önemli bir değerdir.
  • Başarı için istikrar ve güç gereklidir.

Sonuç:

Singapur’un otoriter yöntemlerine rağmen efsaneleşen lideri Lee Kuan Yew için kararı, ilerleyen yıllarda bizzat tarih verecektir. Zira halen yüzde 74 oranında Çinli nüfusun yaşadığı Singapur’un, ilerleyen dönemlerde Çin Halk Cumhuriyeti’nin ekonomik ve siyasi kontrolüne girmesi, kuşkusuz Yew’in en önemli iki temel hedefinden biri olan siyasi bağımsızlığın kaybı anlamına gelecek ve onu başarısız kılacaktır.

Yrd. Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

Lee Kuan Yew ve Meritokrasi…

Meritokrasi, yönetim gücünün, yetenek ve kişilerin bireysel üstünlüğüne yani liyakata dayandığı yönetim biçimidir. Bu yönetim şeklinde idare gücü, üstün özellikleri olduğu düşünülen kişiler arasında paylaştırılmaktadır, kayırma yoktur.

Bir yönetim biçimi olan meritokraside yönetim gücü, yetenek, kişinin bireysel üstünlüğü ve liyakata dayanmaktadır. Yani bu yönetim şeklinde idare gücü üstün özellikleri olduğu düşünülen kişiler arasında paylaştırılmaktadır. Meritokraside kayırma yoktur ve özellikle kamu yönetimi gibi kritik noktalarda bilgili ve yetenekli kişiler seçilir.

Kelime ilk olarak Britanyalı sosyolog Michael Young’un hiciz türündeki eseri Rise of the Meritocracy (Meritokrasinin Yükselişi)’de kullanılmıştır. Ancak köken olarak Latince “meritum” ile Yunanca “kratein” kelimelerinin birleşmesinde oluşur. Burada meritum; yeterli ve değer anlamında, krasi ise güç, etki, kuvvet anlamındadır.

Liyakat sistemi (merit system), siyasî kayırmacılık sisteminin uygulamada olumsuz sonuçlar vermesi neticesinde ortaya çıkan bir sistemdir. Sistem, 1883 tarihli “Pendleton Act”’in ABD’de uygulanmasıyla başlanmıştır. Kayırma sisteminin ortaya çıkışından itibaren geçen zaman içinde devletin rolü büyük ölçüde değişmiştir. Devletin geleneksel düzenleyicilik işlevleri hem hacim yönünden katlanarak artmış, hem alan itibarıyla son derece genişlemiş; bunun sonunda devlet yeni ve büyük sorunlar üstlenmiştir. Devletin bu yeni görevlerini yerine getirebilmek için modern kamu personeli, zamanımızın sosyal, ekonomik, bilimsel ve teknik problemlerini çözme gücüne sahip olmalıdır. Bu ihtiyaçlarla ve sorunlarla karşı karşıya kalan devlet, bunları çözümleme sorumluluğunu üzerine almış ve “liyakat sistemini” geliştirmiştir. Konuyla ayrıntılı bilgi, yazarın Kamu ve Kamu Personeli kitabında bulunmaktadır.

EN ÇOK KAZANANLAR
    EN ÇOK KAYBEDENLER
      EN ÇOK İŞLEM GÖRENLER
        BUGÜN 1000TL NE OLDU?
        • -

          BORSA

        • -

          DOLAR

        • -

          EURO

        • -

          ALTIN

        KUR ÇEVİRİCİ

        Para Birimi

        Çevrilecek Para Birimini Seçin